Koalalar, kangurular ve diğer hayvanlar. Milyonlarcası. Ateşinin sıcaklığı bize gelmeyecek kadar uzakta, neredeyse dünyanın öbür ucunda ölüm-kalım mücadelesi veriyorlar. Üzülerek belirtmeliyim ki, şu anda 500 milyonu bu savaşta yenildi, her dakika daha fazla hayvan hayatlarına veda ediyor. İklim değişkenliği sebebiyle Avustralya'da başlayan yangınlar durdurulamıyor. 5 milyon hektardan fazla orman arazisi yandı. Dile bile kolay değil. Ben rahat-rahat evimde otururken orada insanlar ne savaşlar veriyor kim bilir. Daha geçen yıl sıcacık yatağında uyanıp,temiz havayı içine çeken canlılar hissetmişler miydi acaba gelecek yıl neler yaşayacaklarını? Okyanusun ve gökyüzünün turuncu renge çevrileceği nasıl akıllarına gelebilirdi ki mesela? Belki geçen yıl biri bu lafları söylese, gülüp geçerlerdi. Ama şimdi? Şimdi onlara aynı cümleleri söylesen, gülerler mi? Gülebilirler mi? Bir yıl. Hızla akıp geçen 365 günün hayatlarını bu kadar değiştirebileceği kimin aklına gelirdi ki? Hatta sadece onlar için de söylemiyorum, hepimiz için söylüyorum: "Gelecek yıl şimdi yattığınız sıcak yatakta yatabileceğinize emin misiniz, garanti verebilir misiniz?" Veremezsiniz. Geleceği bilemeyiz, dünümüzü biliriz, bu günde yaşarız. Geleceği ise sadece hayal ede biliriz.
Konu sadece yangın değil. Fırtına, volkan, sel, deprem, ya da başka bir şey. Gelecek yıl, yarın, hatta iki saniye sonra neler olacağını bile bilmiyoruz. Tüm derdimiz yüksek not, iyi bir iş, yeni bir ev, araba ve s. bunun gibi şeyler. "100" istiyordum, "99" aldım, maaşım çok az, canımın istediği gibi yaşayamıyorum. Bir dakika sonra hayatta olup-olmayacağımızı bile bilemezken tüm bunlar ne kadar da saçma aslında. Neymiş, "3...2...1..." sayınca Yeni Yıla girmiş mi oluyormuşuz. Hayatımızda ne değişiyormuş. Doğru, zaman kavramı bizim için yıllardan ibaret, bir çoğumuz için. Ama öyle olmamalı, aylar, yıllar geçerken biz zilin çalması için dakikaları saymaya devam etmemeliyiz. Bir şeyler yanlış olmalı, hayatımız, kararlarımız, yaşayış biçimimiz, hayata bakış açımız...
Böyle bakınca bir çok şeyi yanlış yaptığımızı anlıyorum. Çocuklar anne-babalarının kavga seslerini duymamak için yorganı başına geçirerek uyuyor, büyüyüp okula gidince yalnız olmadığını anlıyorlar. Çünki aynı anne-babası gibi kaba davranışlar sergileyen küçük çocuklarla birlikte büyüyorlar, bazıları kırdıkça kırıyor, bazıları kırmadıkça kırılıyor. Terbiyenin, neyin doğru olduğunu çocuklarına anlatmakla değil, bu doğru davranışları onların önünde sergileyerek verilmesi gerektiğinden habersiz ebeveynler çocuklarının kaba ve ya içine kapanık davranışlarını da anlayamıyor. Üstüne, bir de akrabalarını, arkadaşlarını çocuklarının önünde çekiştiriyorlar, ya da para, iş kaygısı demeden tüm streslerini çocuklarına yansıtıyorlar. Artık üniversiteye hazırlanan çocukların sadece hazırlanma sürecinde değil, üniversite dönemi ve büyük ihtimalle hayatlarının geri kalanı boyunca stresle yaşamalarına vesile olmuş oluyorlar. Sonra da "100" isteyenler "99" alınca, hayatlarında heyecan olmayınca, istedikleri gibi yaşayamayınca stresi tekrar-tekrar hayatlarının merkezine getirmeğe devam ediyorlar. Sonra uzaklardan ve ya yakınlardan başlayan felaket çanları çalınca neyin yalnış olduğunu sorgulamaya çalışıyorlar. İşte bu. Bir çoğumuzun hayatı, en büyük yanlışımız bu...
Şimdi lütfen yanlış yolda giden hayatlarınıza 5 dakika ara verin, telefonu, bilgisayarı kendinizden uzak tutun ve düşünün. Bu noktaya nasıl geldiğinizi ve nasıl kurtulabileceğinizi düşünün. Nasıl kurtulabileceğimizi... Cevap bulursanız bana da haber verin, çünkü ben cevap aramaktan yorgun düştüm.....
Bir de, Avustralya'da yaşayanlar için dua etmeyi unutmayın.....
avustralya yangını ile ilgili görsel sonucu