Michel daha yeni uyanmıştı. Gözlerini açtığında kadın saçlarının gözlerini örttüğünü gördü. Bir yıldır alışmıştı buna. Sola döndüğünde, hala yanında yatan Şems'i gördü. Michel'in en büyük neşesi, Şems'in uykuya dalmasını izlemekti. Michel Şems'i uyandırmamaya çalışarak parmaklarını onun yüzünün etrafına gezdirdi. Saçının kokusu onu sarhoş etti. Ne kadar mutlu olduğunu düşünüyordu. Paris'te bir yıl önce evlendikleri günü hatırlıyordu. Küçük bir törendi. Ama çok güzeldi. Şems kendisi bundan memnundu. Dilediği gibi aile arasında küçük bir tören vardı. Şems'in ailesi yoktu ve tek yakını olarak Lidia düğünde ona eşlik etmişti. Michel kendisini ihmal eden babasını davet etmedi, ama sadece annesini çağırdı. İşyerinden de birkaç tanıdık vardı. Toplam misafir sayısı yirmiyi aşmazdı. Şems ve Michel  de mutluydular. O gün unutulmaz bir gündü. Hayal dünyasındaymış gibiydi. Ne Şems, ne de Michel o günün bitmesini istemiyordu. Balayı da harikaydı. Venedik'te harika bir hafta geçirdiler. Bir yıldan uzun süredir evliler. İlk başta, her şey Michel için garipti. Birinin senin yanında olduğunu hissederek sabahları uyanmak. Yüzüne dökülen kadın saçı. Odaya sinmiş parfüm. Düzensiz odanın düzene girmesi. Her şey garipti. Ama zaman içinde buna alıştı. Hatta şimdi hoşuna gidiyor ve bugünedek yalnız yaşamış olmasına anlam veremiyordu. Şems onun evinde güneş gibi parlıyordu. Karanlık hayatını aydınlatmıştı.

Şems  gözlerinin yarısını açtı ve odaya baktı. Michel'in onu izlediğini gördüğünde, gözlerini açtı. Michel ona gülümsedi. Şems'in narin dudakları, söylemek istediğini söyleyemeden midesinin bulandığını hissetti. Michel  Şems'in peşinden banyoya koştu. Şems birkaç gündür böyleydi . Kafası dönüyor ve midesi bulanıyordu. Bugün doktora gitmeye karar verdiler.Şems hazırlandıktan sonra odadan çıktıktılar ve kahvaltı için aşağıya indiler. Şems'in iştahı yoktu. Michel yemek yedikten sonra doktora gittiler. Muayeneden sonra iyi haberi alan çift, iyi haberi kutlamak ve sevdikleriyle  paylaşmak için acele etti. Michel annesine  Şems ise  yakın arkadaşı Lidia'ya mutlu haberi verdi. Evde harika bir eğlence vardı. Bebeğin gelişini kutluyorlardı.

1 ay sonra ...

Şems karnındaki ağrı nedeniyle uyandığında saat 5 civarındaydı. Michel Şems’in  inlemelerini duyarak yataktan kalktı. Henüz tam olarak uyanamamış Michel ne olduğunu anlamıyor ve Şems’e tekrar tekrar aynı soruları soruyordu. Sonunda kendine gelen Michel Şems’i hastaneye götürmek kararı aldı. Bu durumda araba kullanamayacaktı. Taksi çağırdı. Taksi de geç kalıyordu. Sabırsızlanan Michel arabayı çalıştırmak istiyordu ki, taksi geldi. Şems ve Michel en yakın hastaneye gittiler. Doktor kontrol ettikten sonra Şems’i kan testi yapması için gönderdi. Sonrasında 1 gün kontrol amaçlı hastanede kalmalı olduğunu söyleyip, onu odaya yatırdı. Michel evden Şems’in giysilerini getirmek için gitti. Şems tekbaşına kalmasın diye Michel Lidia’yı aradı. Lidia Şems’in yanına geldiğinde Şems daha yeni uyumuştu. Lidia kendisine kahve alıp odada Şems’in uyanmasını bekliyordu. Şems ise o an rüya görüyordu.

Şems’in hastane ile ilgili hiç güzel hatırası yoktu. Bakü’de olduğu dönemlerde bir kaç defa hastanede olmuştu. Yaşlı babaannesi diyabet yüzünden hastanede yatmalı olmuştu. Şems ise ona refakat ediyordu. Babası onu umursamıyordu. Babaannesi bu yüzden sık sık hastalanırdı. Hastaneye geldiğinde de babası ona sinirlenmişti. Yaşlı annesini kolundan tutarak “ Akranların 3 kere mezar taşı değiştirdi ama sen hala bize işgence ediyorsun.” söylemişti. Şems babaannesinin gözyaşını görmüştü. Ona acıyordu. Babasına babaannesinin yanında kalacağını söylemiş ve babasını eve yollamıştı. Babaannesi gece boyunca ağlamış ve Şems’e defalarca “Allah canımı alsın, evladım. Benim yüzümden burada kalmak zorundasın. Yerin de rahatsız. Babaannen kurban olsun sana babanı ara, gelsin seni götürsün eve. Ben yalnız kalırım. Zaten babana da yük oldum. Keşke köyden hiç gelmeseydim.” Demişti. Şems ise onu rahatlatmıştı. Babaannesi bir süre sonra aldığı ilaçların etkisiyle uyumuştu. Şems ise temiz hava almak için koridora çıkmıştı. Hastane türlü insanla doluydu. Dikişini söktürmek için gelen orta yaşlı kadını, ateş içinde yanan kızını doktora getiren babayı, felç geçirmiş ve eli çalışmayan genç adamı gördüğünde Şems buraya nefret etmeye başlamıştı. Hastalar için değil. Hastalıklar yüzünden. O hiç kimsenin hastaneye yatmamasını istiyordu. Herkes sağlıklı olsun. Babaannesinin durumunu da düşündükce kötü hissediyordu. Evladının onu böyle üzmesi doğru değildi. Şems o gece hiç yatamamıştı. Buna neden bir taraftan düşünceler, diğer taraftansa odaya sinen ilaç kokusuydu. Bazen bahçeye iner temiz hava alır ve geri dönerdi. O gün hiç te güzel bir gün değildi. Babaannesi o günden bir ay sonra vefat ettiş. Şems babaannesini kaybettiği için üzülse de, bu ıztıraplardan kurtulduğu için mutluydu. Aslında Şems’in babasıyla arasındaki soğukluk ta o günden başlamıştı. O zamanadek babasının umursamazlığı onu rahatsız etmese de, o günden sonra babasına karşı kalbinde bir hiss uyanmıştı. Bu nefretti.

Şems uyandığında Lidia’yı gördü. Lidia onun ellerinden tutarak nasıl olduğunu sordu. Şems iyi olduğunu söyleyecekti ki, Michel ve doktor içeri girdi. Doktor testlerin cevabını getirmişti. Son kez kontrol ettikten sonra emin bir şekilde yüzünü Şems’e döndü ve karnında sorun olduğunu ve bu nedenle ağrıdığını söyledi. Şems’in bu çocuğu doğurması tehlikeliydi. Bu onun ölümüyle sonuçlanabilirdi. Şems’in genel olarak evladının olması tehlikeliydi. Bu onun ölümüyle sonuçlanabilirdi. Şems’in çocuğunu aldırmasını öneren doktora Şems’in cevabı olumsuz oldu. O çocuğundan vazgeçmeyecekti. Michel onu vazgeçirmeye çalışsa da Şems bir türlü vazgeçmedi. Bir anne için evladın ne demek olduğunu odada Şems’ten başka kimse anlayamazdı. Şems’in kararından emin olduğunu gören Michel ve doktor susmak zorunda kaldılar. Şems evladını doğuracaktı. Bu onun sonu olsa bile...

Şems artık 8 aylık hamileydi. O hasretle bebeğini bekliyordu. Belki de ona sarılamayacaktı bile. Ama yine de sabırsızlıkla onu bekliyordu. Kızını bekliyordu. Elnarasını. Elnara. Michel’e bu ismi söylemiş ve kızına bu isimle seslenmek istediğini söylemişti. Michel karşı çıkmamıştı. Şems’in nasıl mutlu olduğunu görüp susmuştu. Şems Elnara’ya kavuşacağı günleri sayarken, Michel sevdiği kadınla geçirdiği son günleri sayıyordu. Michel ondan ayrılmak istemiyordu. Ama görünen o ki, Tanrı onunla aynı düşüncede değildi. Belki de Şems kurtulacaktı. Bir ihtimal kurtulabilirdi. Belki de herşey güzel olucaktı. Ama bu yalnızca bir ihtimaldi. Michel her gece Şems uyuduktan sonra ağlıyordu. Şems tatlı rüya görürken Michel onun yüzüne bakıyordu. Yüzünün her cizgisini ezberlemeğe çalışıyordu. Çünkü büyük ihtimalle geri kalan ömrünü onsuz geçirecekti. Michel bunları düşündükce deli oluyordu. 9. Aya girdiğinde Michel daha çok korkmaya başlamıştı. Şems’i kaybedeceği günün yaklaştığı her an ona cehennem azabı gibi geliyordu.  O gün çok yakındı. Bir Pazar günü beklenen an gelmişti.

Şems’in ağrıları başladığında Michel’le beraber tiyatro salonundaydılar. “Sevil Berberi” operasını izliyorlardı. Şems bu opera için uzun zamandır bekliyordu. Operanın başlamasından 5 dakika geçmeden Şems’in ağrıları başladı. Şems’in ağrıları şiddetli olduğu için hastaneye götürmek mümkün değildi. Salonda iki doktorun olması Michel’i mutlu etmişti. Şems’i sahnenin arkasına götürdüler. Doğum artık başlıyordu. Şems doğumdan önce Michel’den çantasını getirmesini istemiş ve çantasından bir zarf çıkarıp Michel’e vermişti. Michel’den onu büyüdüğünde Elnara’ya vermesi için söz almıştı. Michel zarfı almış ve söz vermişti. O uzun bir süredir Şems’in bir şeyler yazdığını görüyor ama sormaya korkuyordu. Aslında ne olduğunu tahmin ediyordu. Zaten bu yüzden cesaret edemiyordu. Gerçeği duymaya cesareti yoktu. Şimdi elinde mektup Şems’in ölümünü izleyecekti. Artık cesaretin hiçbir anlamı yoktu. Şems’in sanrıları artmaya başladı. Etraftakiler salonu terketmemiş bu işin neyle sonuçalanacağını bekliyorlardı. Saniyeler bir birini kovalıyor, zaman geçiyordu. Ne Şems’ten ne de Elnara’dan bir haber yoktu. Biraz sonra Şems’in inlemesi kesildi. Onun yerini bebek ağlaması aldı. Sahnede bütünlükle Elnara’nın ağlaması hükmediyordu. Şems’in ise sesi gelmiyordu. Tüm salon bebeğin sesini duyduğunda alkışlamaya başladı. Michel ise gözyaşlarına engel olamıyordu.  Sahnenin arkasına geçtiğinde Şems’in son nefesini verdiğini, Elnara’nınsa ağladığını gördü. Elnara’yı kucağına aldı. Şems’in yanına götürüp kızını annesine gösterdi. Ama geçti. Şems artık onu göremezdi. Artık Michel’in güneşi sönmüştü. Şimdi Şems yoktu. Tüm ömrünü fedakarlıkla  yaşayan Şems son kez fedakarlık yapmıştı. Bu kez fedakarlığı boş yere değildi. Bu seferki fedakarlığın önemi büyüktü. Hayatını kızına feda etmişti. Elnarasına. Şems’in ruhu Elnara’da yaşayacaktı.  Elnara Şems’in yaşayamadığı her şeyi yaşamalıydı. O hem kendi hem de annesi için yaşamalıydı. Michel Elnara’yı ve Şems’in cenazesini götürmek için tanıdıklarına ve Lidia’ya haber etti. Lidia bir süre Şems’in cenazesi üzerinde ağladıktan sonra kendini toparladı ve Elnara’yı kucağına aldı. Michel cenazeyle ilgilensin diye Lidia çocuğa bakıyordu. O Pazar günü garip bir gündü. Bir yandan Şems hayatını kaybederken diğer taraftan kızı Elnara doğmuştu. Bir hayat biterken, diğeri başlıyordu. Bakü’de doğan ve Paris’e taşınan Şems’in artık tek adresi vardı. Michel ve onu sevenlerin onu ziyaret edebileceği tek adres. Şems bir sonbahar günü ölmüştü. En sevdiği mevsimde yapraklarla beraber o da ağacı terketmişti. Hayat isimli ağacı. Bu bir sondu. Hayır başlangıç. Ne söylesem bilemedim. Son veya başlangıç?  Ama her son bir başlangıçtır. Başlangıç olması dileğiyle SON
                                                    Signor Bayramlı Muhammed.