Bakü yağmurlu bir gün yaşıyordu. Emir yataktan kalktığında saat henüz 7 olmamıştı. Bir bardak çay içdikten sonra apar topar evi terketmiş ve karakola doğru yol almıştı. Emir'in kullandığı Porsche ıslak otobana çıktığında o kadar hızlıydı ki sanki zemini okşuyordu. Porsche karakolun önünde durduğunda Emir şemsiyesini açarak arabadan dışarı çıktı. Binbaşı'nın odasına giden Emir kapıyı çaldığında odadan gelen tanıdık sesi duyduğunda şaşırdı. İzin aldıktan sonra içeri giren Emir koltukta oturan Atilla'yı gördüğünde demin yanlış duymadığını anladı. Atilla Emiri görünce gülümsedi. Binbaşı sabah saatlerinde bulunan cesetten ve savcılıktan gönderilen Atilla'nın bu işin araştırılmasında ona yardımcı olacağından bahsetti. Emir Atilla'yla beraber odayı terketti. Odadan çıkınca Emir Atilla'ya yüzünü dönerek:
"Sen ne zamandır savcılıkta çalışıyorsun?"
"Kızma Mon ami. Binbaşı yalnızca savcılıktan gönderildiğimi söyledi. Orada çalıştığım düşüncesi sadece senin fantezin. Ben savcılıkta çalışan bir tanıdığın ricası üzerine buradayım. Ölen kardeşi olduğundan dolayı benim bu işi araştırmamı istedi. Kendisi yurt dışında ve yarın dönecek. O gelinceyedek bu iş çözülmeli."
"Yarına kadar mı? Bu kadar hızlı mı? Tanıdığın mı istedi bunu?"
"Hayır tabii ki Mon ami. Yarın başka işim var. O yüzden bugün bitmeli bu iş"
"Ben senin ne işin olduğunu biliyorum da neyse."
"Tamam Mon ami. Gidelim. Senin araban burada mı?"
"Karakolun önünde. Olay yerinden mevtayı kaldırmadan yetişiriz her halde."
Emir ve Atilla arabaya bindiklerinde yağmur yeni dinmişti. Atilla'nın yüzünde endişe vardı. Emir sorunun ne olduğunu anlamasa da Atilla'nın bunun üstesinden gelebilecek kadar deneyimli bir dedektif olduğunu biliyordu. Genç olmasına rağmen Atilla bugünedek birçok davayı çözmüştü. Ama hiçbir davada ismi geçmemiş ve hiçbir gazetede resmi basılmamıştı. Emir nedenini sorduğunda "Sarhoşken resmimin çekilmesinden hoşlanmam mon ami" demişti. Atilla davayı çözdüğünde hep alkol alırdı. Bu onun bir tür totemiydi. Şimdi de dava üzerinde çalışmaya gidiyordular. Emir motoru çalıştırdığında Atilla camdan dışarı bakıyor ve ıslıkla "Czardas"ı çalıyordu. Porsche hala ıslak olan otobanda rüzgarı yararak ilerliyordu.
Olay yerine varan Atilla arabadan indiğinde yerdeki çamur izlerini gördü. Aynı izleri Emir de farketmişti. Bunun bir ipucu olabileceğini söyleyen Emir'e Atilla "işe yaramaz bunlar. Çünkü bunlar polislerin izleri." diye cevap verdi. Emir ve Atilla içeri girdiklerinde olay yerini inceleyen memur Emir'e rapor verdi. Atilla yerde yatan mevtayı inceledi. Ölen otuzlu yaşlarda, sarışın, irikıyım bir psikologdu. Atilla cesedi incelerken Emir raporda yazılanları okumaya başladı:
"Sultan Hosrovzade. Psikolog, kafasına aldığı darbe sonucu hayatını kaybetmiştir. Cinayet silahı net olarak bilinmemektedir."
Atilla Emir lafını bitirdiğinde ekledi:
"Şemsiye". 
"Anlamadım?"
"Cinayet silahı şemsiye. Dün de yağmur yağıyordu. Silah şemsiye olmalı. Mevtanın ölmesinin asıl nedeniyse kafasını masaya çarpması sonucu beyin kanaması."
"Peki ya şemsiyenin olmasını nereden anladın? Etrafta şemsiye göremiyorum"
"Ben gördüm. Ama şemsiyeyi değil şemsiyeden arta kalanı gördüm. Bak şuna."
Atilla memurdan aldığı eldiveni giyerek bulduğu parçayı Emir'e gösterdi. Emir kanıtı memura verdi. Atilla psikologun çekmecelerini karıştırırken not defterini buldu. Hastalar hakkında bazı bilgilerin olduğu deftere göz atan Atilla en son yazılan notun cinayetin yaşandığı gün öğlene ait olduğunu gördü. Atilla defteri alıp bir kenara çekildi ve okumaya başladı:
" 24 mayıs 2019.
T. Azizli- hastanın sanrıları yaşadığı korku dolu çocukluk anılarından kaynaklanmaktadır....
5 Haziran 2019
Yasemin. Hasta bariz şizofreni hastası. Onu tehdit eden birisinin olduğunu ve onu öldürmeye çalıştığını düşünüyor.
12 Haziran 2019
Yasemin- hastalığı git gide tehlikeli olmaya başladı. Aldığı ilaçların hiçbir etkisinin olmadığını tesbit ettim. Gerçi ilaçları aldığından da emin değilim. 
19 Haziran 2019
Yasemin- bugün seans sırasında garip bir olay oldu. Hasta bana bir şey itiraf etti. Bu çok garip. Hiçbir anlam veremedim. Neden bunu dedi ki?"

Atilla diğer sayfalarda da sık sık Yasemin ismine rastlayınca bu hastanın kim olduğunu öğrenmek istedi. Emir'e defterde bulduğu hastaların listesini çıkarmasını ve özellikle de Yasemin'i bulmasını istedi. Emir derhal bir memur görevlendirdi. Atilla olay yerine göz atarken yüzünde oluşan ifadeyi garip bulan Emir ne düşündüğünü sorduğunda Atilla:
"Yasemin'in Sultan'a seans sırasında garip bir şey söylediğini öğrendim. Ama ne olduğunu öğrenemedim. Sultan önce yazmış ama sonrasında üzerini çizmiş. Okunmayacak durumdaydı. Yasemin'in şizofreni hastasını göz önünde bulundurursak muhtemelen katil olabilir. Ama henüz kesin bir şey yok. Yasemin'i bulmalısın"
Emir kafasıyla onayladı. Atilla olay yeriyle işinin bittiğini söylediğinde Emir gitmeden önce görevli memura Atilla'nın istediklerini iletti. Tam çıkacakken kapıdan zorla içeri girmeye çalışan bir kadının çığlıkları onları durmaya zorladı. Atilla polislere kadını içeri almalarını söyledi. Emir Atilla'nın kulağına yavaştan fısıldadı:
"Kadını mı beğendin yoksa şüpheli mi geldi?"
Atilla arkadaşının söylediklerine aldırmadan kadına doğru yürüdü. Kadın cesedi görme çabalarına rağmen Atilla'nın heybetli vücudu yüzünden hiçbir şey göremedi. Atilla kadını yan odaya götürdü. Kadın durmaksızın ağlıyor ve Sultan'ın nasıl öldüğünü sorguluyordu. Atilla ve Emir onun ismini ve kim olmasını öğrendiler. Kadının ismi Sabinaydı. Maktülün okuldan arkadaşıydı. Sık sık görüşür ve sohbet ederlermiş. Bugün de onu görmek için gelmiş ve bu manzarayla karşılaşmıştı. Sabina Sultan'ı kimin öldürebileceği sorusuna bir yanıt veremedi. Onun için Sultan çok iyi bir insandı. Atilla hep bunu düşünürdü. Neden tüm maktüllerin yakınları onların çok iyi bir insan olmasını ve onları kimin öldürebileceğini bilmediklerini söylerdi ki? Bu bir tabu olmuştu sanki. Yıkılması gereken bir tabu. Kadın konuşurken birden Atilla onun sözünü kesti:
"Pardon. Bu güzel koku sizden mi geliyor acaba? Çok güzel parfümünüz var."
Kadın hiçbir cevap verememiş ve mahçup bir şekilde başını öne eğmişti. Atilla kadının omuzuna konan kelebeyi almak isterken kadın hemen kenara çekildi. Atilla özür diledi ve kadına gidebileceğini söyledi. Emir kadın çıktıktan sonra alaycı bir gülümsemeyle:
"Kadından bayağı hoşlandın galiba. İstersen numarasını alalım." dedi.
Atilla Emir'in takılmalarına aldırmadan:
"Beni kendine çektiği doğru. Ama şimdi bunu düşünmüyordum. Benim şimdi ilgilendiğim tek şey sözünü tutup tutmayacağın. Bana bir yemek sözün vardı unutmadıysan eğer." dedi
"Tamam tamam. Gidelim. Seni çok güzel bir yere götüreceğim. O sevdiğin bol acılı yemeklerin olduğu bir yere. Gidelim."
"Tamam. Güzel. Ama önce bana güvenilir bir memurunu verir misin? Birkaç görev vereceğim de. Mümkün mü?"
"Tabii ki de. Ne yapacaksın pekii?"
"Akşam öğrenirsin."
Emir Atilla'yı memur Ferit'le tanıştırdıktan ve Atilla Ferit'e görevini verdikten sonra olay yerini terkettiler. Restoranda yemek yedikleri sırada telefonuna gelen mesajdan sonra Atilla'nın yüzünde gülümseme belirdi ve kendisine rakı söyledi. 2 kadeh içtikten sonra sandalyesine yaslandı ve camdan manzarayı seyretmeye başladı. Kafasında olayın tüm detayları rayına oturmuştu artık. Atilla restoranda yankılanan müziğe kendini kaptırmış ve cinayeti nasıl çözeceğini planlamıştı. Birazdan müziği değiştirdiler ve Emir'in en sevdiği müzik "Mübariz Tagıyev 'Hatıra' " seslenmeye başladı. 
Akşam üzeri Atilla'nın teklifi üzerine olay yerine gittiler. Memur Ferit onları bekliyordu. Atilla'ya yaklaşarak görevini tamamladığını söyleyen Ferit elindeki telefonu Atilla'ya verdikten sonra diğer polislerin yanına gitti. Emir de Atilla'ya söylediklerinin hepsini yaptığını, defterdekilerin hepsini bulduğunu ve maktülü bulan sekreterinin sogulandığını söyledi. Bir tek Yasemin bulunamamıştı. Atilla elindeki telefona bakarak gülümsedi:
"Mon ami. Bugün katil kendisi ayağımıza gelecek. Bir planım var."
Atilla planını anlattığında Emir onu dikkatle dinliyordu...
Kapı yavaş yavaş açıldı. Karanlık odada parmak ucunda yürüyen kişi pencereden dışarıyı seyreden adama yaklaştı. Elindeki bıçakla tam onu vuracakken adam döndü ve onu bileğinden kavradı. Işıklar yakıldı ve Emir'in sesi odada yankılandı:

"İyi misin Atilla?"
"İyiyim mon ami. Merak etme."
Atilla bıçağı yere attıktan sonra zanlıyı Emir'e gösterdi.
"İşte katilimiz. Sabina. Namı diğer Yasemin."
"Yasemin mi? Tamam da Yasemin olduğunu nereden çıkardın? Hem neden öldürmüş?"
Sabina manyak gibi bakarak ve kahkaha atarak Emir'e cevap verdi:
"Çünkü o bana tecavüz etmişti. O beni kullanıyordu. O benden yararlanarak kendine para bile kazanıyordu. Kendi tecavüz ettiği yetmezmiş gibi beni satıyordu bir de. Ben de kurtulmaya karar verdim ondan."
Sabina lafını bitirdikten sonra yine kahkaha atmaya başladı. Durmadan gülüyor ve sol tarafına dönerek bir şeyler fısıldıyordu:
"Evet. Kurtulduk. Bitti. Bize yalan söylemişler. Zaten bitmiş herşey."
Ama orada hiçkimse yoktu. Polislere Sabina'yı götürmelerini söyleyen Atilla Sabina odadan ayrıldıktan sonra Emir'e herşeyi anlatmaya başladı:
"Mon ami. Herşey basit aslında. Birkaç zanlı vardı. Çoğu da hastalarıydı. Defterdeki hasta kayıtlarına baktığımda en çok Yasemin diye birisinin seanslara geldiğini farkettim. Hem hastanın tanısının da şizofreni olması benim daha fazla şüphelenmeme neden oldu. Hem odadan bulduğum şemsiye parçası da katilin bir kadın olabileceğini kanıtlıyordu. Çünkü bizim ülkemizde genellikle bir erkek ne kadar yağmur yağarsa yağsın yanında şemsiye götürmez. Bunu kadınlar yapar. Yasemin diye birisini bulamamanın nedeniyse onun sadece takma bir isim olmasıydı. Neden mi? Çünkü Sabina ilk geldiğinde söylediklerinin bazı kısımları doğruydu. Onlar okul arkadaşıydılar. Sabina doktora gelmesinin duyulmamasını istiyordu. Bu yüzden Sultan'dan rica etmişti. Sultan da eski arkadaşını kırmamış ve onu kayıtlara geçirmemişti. Ama onun hakkındaki notlarını bir yere yazmalıydı. Pekii onu ne diye kaydetmeliydi? Hatırlıyor musun Sabina buraya geldiğinde parfümünün ne kadar güzel olduğunu söyledim? Hatta sen de alay ettin benimle. Ben o zaman Sabinadan gelen kokunun ne olduğunu anlamıştım. Ama sen önemsemiyordun bile. Ondan yasemin kokusu geliyordu. Sultan eski arkadaşının hep kullandığı bu kokudan onun takma ismini oluştururken yararlanmıştı. İsmin yanında soyismin olmaması da takma bir isim olmasını kanıtlıyordu. Çünkü bir tek onda soyisim yoktu. Gelelim öldürme sebebine. Kadın bildiğin şizofren. Demin söylediklerinin hepsi kafasında uydurduğu bir hikayeden fazlası değil. Sola doğru bakıp konuşmasını farkettin mi? Demek ki onu birisinin yönlendirdiğine inanıyor. Defteri okurken Sultan'ın seans sırasında Sabina'dan garip bir şey duyduğunu ve bunun onu sarstığını öğrendim. Ama ne dediğinin üzeri çizilmişti. Galiba doktor bey bu çirkin iddianın defterini kirletmesini istememişti. Onu da bugün Sabina kendisi söyledi. Her halde dün akşam da seans sırasında Sabina hayali önderinin emri doğrultusunda Sultan'ı öldürmüştü. Şemsiyeyle onu vurmuş ve öldüğünü anladığında odayı terketmişti. Sabinayla olan seansları zamanı sekreterini hep eve yollaması Sultan'ın yaptığı en büyük hataydı. Çünkü yollamasaydı en azında hastaneye götürülebilirdi. Ama olmadı."
Emir Atilla sözünü bitirdikten sonra dedi:
"Ve sen de onu yakalamak için Sultan'ın ağzından Sabina'ya mesaj attın. O da Sultan yaşıyor sandı ve hayali dostunun yönlendirmesiyle işini bitirmeye geldi."
"Aynen öyle Mon ami. İşimiz bitti sanırım. Yarın cenaze işlemleri başlayabilir. Cinayet çözüldü."
Atilla ve Emir ofisi terkettiler. Porsche otobanda hızla hareket ederken Atilla kafasını cama yaslayıp teypte çalan müzikten zevk alıyordu.
Sultan Hosrovzade gömüldüğünde kardeşi tabutun üzerinde uzun bir süre ağladı. Mevta gömüldüğünde yağmur yağmaya başladı. Toprak yağmurla karışarak çamur oluyordu. Mezarlığın kenarıyla elinde şemsiye bir adam yürüyordu. Bu Atillaydı. O şemsiyeyi açmadan yağmur damlalarının yüzünü okşamasına izin vererek ilerliyordu. Belki de bu yağmur tüm düşüncelerini alır götürürdü. Belki de sadece hastalanmasına neden olurdu. Ama bir önemi yoktu bunun. Atilla yolda yürüyordu ve yağmur durmaksızın yağıyordu.
   Signor Bayramlı Muhammed.